B6B8EE37-075B-494A-BDE4-8A7A67DBC476

Ömer AĞIN

Nazım Hikmet, yazdığı “Ellerinize ve Yalana Dair” adlı şiirinde şöyle diyordu:

“… insanlar, ah, benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi,
halbuki açsınız…”

O zaman CHP’nin tek parti diktatörlüğünden görece “çok partili” hayata geçilmiş!… Televizyon yok. Radyo var, o da her evde yok. Günlük gazete sayısı bir elin parmakları kadar. Herkes gazete alıp okuyamıyor, dağıtım büyük dert. Ulaşım araçları bugünkü gibi değil. Gazete büyük kentlerin dışına iki üç gün gecikmeli gidiyor ancak. Okuma yazma sayısı çok düşük. Yoksulluk diz boyu. Emekçiler büyük bir sömürü çarkında. Kürtlerin başından tank, top mermileri hiç eksik olmuyor. O günden bu güne çok şey değişti. Ama yalan söyleyenler hiç değişmiyor.

AKP, diktatörlüğünü yalan üzerine kurmuş. Öncellerinden çok daha geniş propaganda aygıtlarına, teknolojinin nimetlerine sahip olma avantajıyla halkların, emekçilerin beynini yıkıyor. Karşısında olan herkesi “vatan haini” ilan ederek milliyetçi-ırkçı hezeyanlarına kitleleri mobilize etmektedir. HDP’ye parlamento kapatılmıştır. Demokratik muhalefetin tüm girişimleri bastırılmıştır. CHP, AKP-MHP ittifakının bir parçası oluvermiştir. “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” piyesini oynayan zavallı bir konuma düşmüş, “Yenikapı ruhu” CHP’nin şah damarına şırınga edilmiştir.

Bu da yetmemektedir. Emrinde sayısız televizyon kanalı, buralarda yayınlanan dizi filmler, “yarışma” programları, adlarının önüne “uzman” kelimesinin getirildiği “asker eskileri”, üniversite “proflarının” katıldığı “tartışma” programları, yandaş medya diye adlandırılan onlarca gazete, merkez (!) medya diye adlandırılan ama yedeğine aldığı, gazetecilikle ilgisi olmayan işadamlarının sahipliğindeki gazeteler.

Sosyal medya denilen alanda maaşlı binlerce muhbir, “yorumcular”, troller, hackerler… MHP’lilerin 12 Eylül öncesinde dillendirdiği “bir gece ansızın gelebiliriz” tekerlemesini şimdi küçük bir değişiklikle Efrin’e giriyor. Binali Yıldırım’ın medya (!) temsilcilerini 20 Ocak 2018 günü Vahdettin Köşkü’e çağırıp gazetelerde nelerin yazılıp yazılmayacağını, tv’lerde nelerin gösterilip-gösterilmeyeceğini 15 madde halinde anlatması boşuna mıydı?

Başbakan Yıldırım, medyanın Efrin ile ilgili haberlerde “milli menfaatleri”n ön planda tutulması gerektiğini belirterek, “Operasyon süresince kamuoyunu bilgilendirmek için hem hükümetin, hem AKP’nin görevlendirmiş olduğu Bekir Bozdağ ve Mahir Ünal’la her türlü kanaldan temas kurularak basının doğru bilgiye ulaşması gerekti”ğini vurguladı.

Binali Yıldırım’ın gazete temsilcilerine söylediği, “TSK’nın Afrin’de yaptığı operasyon sadece PKK/PYD’ye yönelik değil DEİŞ’a yönelik olduğunun da ön plana çıkarılması” direktifi Ahmet Hakan gibilerin programlarında, CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz, Abdullah Ağar, Uluç Özülker, Hukukçu Ersan Şen, Turan Kışlakçı, Eray Ğüçlüer gibi nicelerini konuşturarak halka anlatmamaya çalışıyorlar. Daha vahimi gazeteci ve haberci geçinen kişiler riskli alarak alanlara gidip haber yapmıyor olmalarıdır. Onlara uzatılan “basın bültenlerinden” öte bir şey değil. Haber kaynakları “güvenlik güçleri” ve istihbaratı örgütleri… İlk günlerde “sahada canlı yayın yapacağız” dediler ama ne hikmetse sınır boylarında “himaye” altında kalmayı tercih ediyorlar.

Verilere bakıldığında görülen o ki toplum yalanla beslendiği net bir biçimde görülüyor. Evet, bu tür “medya tırşıkcılarının” söylediği başka bir yalan da “savaş giderlerinin ekonomiyi olumsuz olarak etkilemediği” demagojisidir. Oysa halk her gün yeni zamlarla uyanıyor. Özetle, başta Türk halkı olmak üzere herkesi yalanlarla uyutmaya çalışıyorlar. Oysa Bolşevik devrimini adım adım takip eden ve de “dünyayı sarsan on gün” kitabının yazarı olan John Reed Amerikalı bir gazeteciydi ve Vietnam çocukları için “onlar daha çocuk olmaya fırsat bulmadan kahraman oldular” satırlarını da yazan bir haberciydi. Dünya sadece gerçekleri yazdıkları için büyük bedeler ödeyen yazar ve gazeteciyi tanır. Onlar sadece gördükleri doğruları yazan gazeteci-yazarları.

Nazım’la başladık, yine onun aynı şiirinin son satırları ile bitirelim.

ve ellerinizden başka her şey
herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun…

Özetle: Doğruların ne olduğu sorgulanıp, öğrenilmedikçe, yalanların sonu gelmez. Kürt deyimi var. “Wexta xelayé da tu zevi ji şové re nayé hîştin.” (kıtlık zamanında tarla nadasa bırakılmaz)

31.01.2018 Ömer Ağın – Teletex News24