271A5A8B-90D5-41EB-A77C-012C060C1EEE

Teslim TÖRE

Rusya’nın tarihinde, bir çok ulus gibi zafer de vardır yenilgi de. Tabi ki Rusya’nın zaferleri yenilgilerinden daha fazla ve daha büyük insani değerler taşırlar. Rusya bir Avrupa, tabi ki Doğu Avrupa ülkesidir. Ama kapitalizme geçiş sürecinde Batı Avrupa ülkelerinin gerisinde kaldı. O nedenle de kapitalizmin modernize çağında iki işgal girişimi geçirdi Rusya. Her iki işgal girişimi de Rusya’ya Avrupa’nın batısı tarafından yapılmıştır. Birisi ve ilk olanı Fransa tarafından, ikincisi Almanlar tarafından yapılan iki işgal girişimi olmuştur. Her iki işgal gücü de Moskova önlerine kadar gelip dayanmış ve her iki işgal gücü de Ruslar tarafından yenilgiye uğratılıp, inine kadar kovalanarak imha edilmiştir. Her iki işgal gücünün de amacı sadece Rusya değildi, dünyaydı, dünyayı zaptetmekti. Ruslar hem kedi ülkelerini hem de dünyayı bu işgalcilerden korumuş ve kurtarmışlardı.

Söz konusu işgalcilerden birincisi Napoleon’du. Napoleon feodal yapıları yıkıp, yerine kapitalizmi inşa etmek gerekçesiyle dünyayı fethe çıkmıştı. Tabi ki o dönemde, dünyanın en büyük feodal imparatorluklarından birisi de Rusya’nın Çarlık İmparatorluğu idi. Napoleon Rusya’nın Çarlık İmparatorluğu’nu yıkmak için Rusya’ya sefere çıktı ve Moskova önlerine kadar gelip dayandı. Dönemin Rus Çarı I. Alexander, Rusya İmparatorluğu’nun emekliye ayrılmış mareşali olan Kutuzov’u yeniden Rus Ordusu’nun başına göreve atadı. Napoleon Moskova önlerine gelip dayanmıştır, ama Moskova kışı da başlamak üzeredir. Moskova kışı başlar başlamaz, Kutuzov, Rus askerlerini kışlaya, sıcak yerlere geri çeker. Moskova kışı bastırınca Napoleon’un askerlerinin büyük bölümü soğuktan kırılır. Kutuzov, o anda askerlerini taarruza geçirir. Napoleon yenilir, fakat Kutuzov peşini bırakmaz. Napoleon ordusunu geride bırakarak yüz kadar askeri ile Fransa’ya kadar kaçar, Fransa yenilgiyi resmen kabul eder ve Napoleon’u Elbe Adası’na sürgün eder. Ruslar Fransa’yı işgale kalkmaz, dünyayı ve insanlığı bir beladan kurtarmış, muzaffer bir güç olarak ülkelerine dönerler.

İkinci işgal de, herkesin bildiği gibi Hitler tarafından yapılan İkinci Dünya Savaşı işgalidir. Tabi ki bu işgalin amacı Napoleon’unkinden farklı olarak, kapitalist bütün dünyanın zımni desteğini almış olarak Sovyetler Birliği’ni, sosyalist sistemi yıkmaktı. Tabi ki bu savaşta sadece Ruslar yoktu, bütün Sovyetler Birliği vardı. Ama yine de belirleyici güç Ruslardı. Bu savaşta da Hitler tıpkı Napoleon gibi Moskova önlerine kadar gelip dayanmıştı. Napoleon’un ordusu gibi Hitler’in ordusunu da Moskova önlerinde bozguna uğratıp, Almanya’ya kadar kovaladılar. Faşizmi ininde geberttiler. Sovyetler Birliği, Hitler faşizmini bozguna uğrattıktan sonra ABD ve İngiltere de Hitler Almanya’sına savaş açar ve Sovyetler Birliği ile müttefik olurlar. Bu kez Almanya işgal edilir ve Doğu-Batı olmak üzere ikiye bölünür. Sonuç olarak bu sefer de Ruslar dünya insanlığını Hitler faşizmi belasından kurtarmış oldular ve savaştan zaferle çıktılar.

Bu iki şanlı zaferden sonra Afganistan’da yenildiler. Afganistan’da Sovyetler Birliği’nde eğitim görmüş subaylar bir cuntasal devrim yaptılar. Devrim olmasının yanı, devrimden sonra sivil bir yönetim kurmaları ve demokratik devrimin olmazsa olmazı olan tarım ve toprak reformu yapmış olmalarıdır. Feodal ağa ve derebeylerinin bütün topraklarına el koyup, topraksız ve az toprak sahibi köylülere dağıttılar. Afganistan’ın yapısal gericiliği nedeniyle köylülerin bir kısmı “ağaların toprağı” diye, verilen torakları almadılar. Ağaların yanında yer aldılar. O zaman biz Şam’da idik, Afganistan Elçiliği ile çok yakın, samimi, içten ve yoldaşça bir ilişkimiz vardı. Her şeyi yoldaşça konuşup tartışabiliyorduk. İşler iyi gitmiyordu. Sovyetler Birliği’ni yardıma çağırdılar, Sovyetler Birliği olumlu yanıt verdi. ABD bunu fırsata çevirip, yetiştirmiş olduğu “yeşil kuşak” yapılanması ile El Kaide’yi kurdu, yanıbaşında Taliban oluştu, onlara en gelişmiş silahları verdi, Sovyetler Birliği ve Afganistan yönetimini yenilgiye uğrattı. Sovyet askerleri bozguna uğrayarak ülkelerine döndüler, dönemin Afganistan yönetimi ise gerici din sürüleri tarafından katledildiler. Bazılarını sokaklarda asıp, günlerce asılı bıraktılar. Katliamcı korkunç bir yenilgi yaşandı. Afganistan devrimi bitti…

Sovyetler Birliği ise sistem ve toplum olarak tam bir Afganistan sendromu yaşadı. Afganistan yenilgisi ve yenilginin yaratmış olduğu sendrom, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasında önemli rol oynadı. Sovyetlerin yıkılmasında belki başlıca neden değildi ama çok önemli bir nedendi. Sovyetler yıkıldı fakat Afganistan‘ın yaratmış olduğu sendrom hala bitmiş değil. Putin Çeçenistan’a saldırdığı zaman onlarca hatta yüzlerce asker annesi Rus, Çeçenistan’a kadar gelerek çocuklarını götürmeye çalıştılar. Savaşın yaratmış olduğu korku annelerin yüreğinden çıkmamıştı. Hala da söz konusu sendromun devam ettiğini sanıyorum.

Suriye’de kaç Rus askeri öldü bilmiyoruz, herhangi bir açıklama yaptılar mı, bilmiyoruz. Örneğin İran’ın generallerinden ölen var, duyduk, biliyoruz, ama Rusların kayıplarının ne olduğu konusunda bilgi yok. Denecek ki Afrin’de Ruslar savaşmıyor, ne alaka..! Afrin direnişi Rusların Afganistan sendromunu neden tetiklesin?

IŞİD’e karşı savaş sadece sıradan bir savaş değildi, aynı zamanda bir prestij ve bölgedeki aktörlük alanında yer edinme, bölgenin geleceğinde söz ve karar sahibi olma savaşıydı da. Suriye ve bölge savaşının ilk yıllarında bölgenin ağababası, ABD ve koalisyon ortakları idi. Tabi ki şeriatçı, cihatçı güçlerin “eğit-donat” ev sahipliğini yapan, buna dayanarak da “Emevi Camisi’nde namaz” kılacağını söyleyen Erdoğan devletiydi. Bölgenin en önemli aktörleri bunlardı. Rusya bölgeye Hazar Denizi ve Akdeniz’den fırlattığı füzelerle dalış yaptıktan sonra, bir önceki dengeler tümü ile değişti. Bölgenin ve özellikle de Suriye’nin en güçlü ve belirleyici aktörü Rusya oldu. Erdoğan Türkiye’si bunalım yaşadı.

Erdoğan önceleri neye uğradığını şaşırmış vaziyette “Rusya’nın Suriye’de ne işi var?” diyerek şaşkınlığını ifade etti. Aynı şaşkınlıkla Rus uçağını düşürdü. Uçak düşürülmesinden sonra da Erdoğan bölgenin tamamen dışında kaldı. Rusya’nın bölgeye bir hışımla girmesinden sonra ABD bir süre sessiz kaldı, sonra birlikte çalışmayı teklif etti. Önerisi nasıl bir karşılık buldu bilmiyorum. Ama ABD’nin boşluğa düştüğü herkes tarafından görüldü ve yazılıp çizildi. ABD boşlukta kalınca bütün gücü ile Kürtlere sarıldı, Kürtlere binlerce tır silah ve savaş malzemesi getirdi. Bölge ve Suriye’deki mevcut pozisyonuna Kürtlerle geldi. Kürtlerle yapmış olduğu ittifakla hem IŞİD’e en büyük darbeyi vurmayı, hem de Suriye’nin % 30’luk alanı ve Suriye’nin yeraltı ve yer üstü zenginliklerine sahip olan alan üzerinde etkin olmayı başardı. ABD Rusya’nın Suriye’ye girmesinden sonra kaybetmiş olduğu itibar ve etki alanını Kürtlerle yeniden ve fazlası ile kazandı. Dolayısı ile alanda da, itibarda da kalıcı mevziler ele geçirdi. Bundan böyle bölgede alan ve itibar edinme mücadelesi alabildiğine kızıştı. Bu kızışma sürecinde Ruslar, benzetmek yerindeyse alanda kazandıklarını diplomasi tercihlerinde kaybettiler. Erdoğan ve Kürtler arası çelişkide Ruslar tercihlerini Erdoğan’dan yana kullanınca, hem uluslararası planda, hem de Suriye’de prestij ve alan kaybına uğradılar.

Rusya Erdoğan’ı Afrin’e saldırttıktan sonra bütün dünyanın, Kürtlerin insanlık düşmanı IŞİD’i ezmiş olması nedeniyle Kürtlere duymuş olduğu minnet zeminli sempati, Erdoğan Türkiye’si ve Putin Rusya’sına karşı bir nefrete dönüştü. Bu nefret giderek de artacaktır. Doğanın, tarihsel ve toplumsal ilerlemenin Kürt ulusuna vermiş olduğu tarihsel bir misyon var. Bu misyon, APO’nun da zaman zaman “bu kadar hızla gelişebileceğimizi ben de kestirememiştim” demesinden de anlaşılacağı gibi: Bir asırdır doğanın diyalektiği, insanın bilincinin toplumsal yaşamını değil, toplumsal yaşamının bilincini belirlediği materyalist yöntemi ile Kürt ulusuna sunuldu, Kürt ulusu da Özgürlük Hareketi’nin öncülüğünde bunu sahiplendi. Şu anda Kürt ulusu bölgenin kalıcı, belirleyici ve karşı duranın da kaybedeceği aktörü konumuna geldi. Kürt ulusu derken, Barzani, Talabani gericiliğini katmadan söylüyorum…

Rusya, tarihin bu gerçekliğini göremedi. Erdoğan’ı tercih etti. Ve ileride herkesin görebileceği gibi de kaybedecek. Bu yazdıklarım ne bir yergi, ne de bir övgüdür. Rusya tarihinde vermiş olduğum örnekler de, Ortadoğu’da belirtmiş olduğum gelişmeler de tümü ile somut verili gerçeklerdir.

Rusya yeniden partner değişikliğine giderek ya da farklı bir politika izleyerek, Erdoğan’a dur deyip, Kürt Özgürlük Hareketi ile ilişkiye geçerek bir politika izleme sürecine girmezse çok kaybedecektir. Mevcut durumda Suriye ve bölge halklarının duymuş olduğu gereksinimlere verilen yanıt, bölgede üzerinde durduğu zemin, üretmiş olduğu kuram, plan, program, organize olma ve yaratmış olduğu toplumsal sistem, bölge ve dünya çapında kazanmış olduğu itibar nedeniyle Kürtler, Suriye’nin kalıcı ve hiçbir gücün yok edemeyeceği bir aktörü durumundadır. Erdoğan ise ne bölgede, ne Suriye’de ve ne de Türkiye’de kalıcı bir aktör değildir. Erdoğan “bugün var, yarın yok” önemindedir. Ama Kürtler kalıcı ve kalıcı olduğu kadar da belirleyici bir aktördür. O nedenle Putin kısa vadeli ve yanlış çıkar hesabı ile yanlış ata oynadı ve kaybedecektir. Büyük ihtimalle bir sendrom tetiklemesi de yaşanacaktır.

Teslim TÖRE – Teletex News24 
2 Şubat 2018