271A5A8B-90D5-41EB-A77C-012C060C1EEE

Teslim TÖRE

Bu gerçeklik hem merak konusu, hem de üzerinde durmaya değer bir konu. Üstelik de: ”Kobane düştü düşecek” diyerek IŞİD’in amigoluğunu yapan “kardeşim” dediği Erdoğan’dan Türkiye topraklarından Kobane’ye geçiş izni alarak gönderdi Peşmergeleri. Erdoğan Kobane’yi işgal etmesi için IŞİD’e hangi vaatlerde bulundu ya da peşin peşin nasıl ödemeler yaptı bilmiyoruz. Ama IŞİD’in Kobane’yi işgal etmesi için can atıyordu. Bir yanda IŞİD’in Kobane’yi ezmesi için alkış tutmaya hazırken diğer yanda Barzani’nin Kobane’nin kurtuluşu için Peşmerge göndermesine destek oluyordu. Kılıçdaroğlu her fırsatta “Peşmerge’yi adeta devlet töreni ile neden gönderdin Kobane’ye” diyerek Erdoğan’ı eleştirirken Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na herhangi bir yanıt gelmiyordu. Bugüne kadar bile hiç yanıt vermedi. O zaman Barzani ile Erdoğan neyin üzerinde, nasıl anlaştılar da Peşmergeler ağır silahları ile birlikte Türkiye topraklarından geçerek Kobane’ye varabildiler? Kobane’nin “düşmesi” için o kadar istekli olan Erdoğan neye karşılık olarak Peşmergenin Türkiye topraklarından geçerek Kobane’ye gitmesine izin verdi?

Peki Barzani o zaman Kobane ve Rojava’ya destek olamaya hazır ve gönüllü iken bugün neden dünyayı ayağa kaldırmış olan Afrin için kılını bile kıpırdatmıyor? Kılını kıpırdatmaması bir yana, Afrin’i işgal etmeye çalışan eski “kardeşi” Erdoğan’a “Kürtler’den ne istiyorsun” babında neden bir tek laf bile etmiyor? Bu gerçekliğe nasıl, hangi pencereden bakarak yanıt aramak gerekir? Bütün bunlar nedensiz mi? Bir nedeni varsa nedir acaba? Diye bakmak gerekiyor diye düşünüyorum.

Bence bunun nedeni Afrin direnişinin Kürtlerin dost ve düşmanlarının, insan toplumunun içinde insani değer taşıyıp taşımayanın, devrimle karşı devrimin arasında ayraç işlevini görürken, bu temelde evrensel boyutlu bir ayrışmayı yaratırken, aynı ayrışmayı Kürtlerin kendi arasında da yapmakta olduğuna işaret ediyor. IŞİD’e karşı neredeyse bir dünya savaşı verildi. Başta dünyanın iki süper gücü olmak kaydı ile bütün bir dünya IŞİD’e karşı, tabi ki IŞİD de dünyaya karşı savaştı. Rusya’da, ABD’de, Fransa’da İngiltere’de, Almanya’da, İsveç’te, Erdoğan’a destek olmak amacıyla ve Erdoğan’ın bilgisi dahilinde Türkiye’de, neredeyse Avrupa’nın yarısından fazlasında korkunç kanlı eylemler gerçekleştirerek dünyaya meydan okudu.

Dünyanın yarısından fazlası ülkelerin uçaklarıyla, tanklarıyla toplarıyla IŞİD’e karşı savaştı, fakat üçüncü dünya savaşı olarak nitelenmeyen korkunç bir savaş yaşandı bölgemiz Ortadoğu’da. IŞİD’e karşı savaşan güçler arasında, insanlık nezdinde en çok minnet duyulan, sempati toplayan güç: QSD, PYD, YPG yani Kürtler oldu. Çünkü Suriye, Rusya, İran, Lübnan Hizbullahı güçleri daha çok El Nusra, El Kaide, Ahrarı Şam vb. gibi 50’ye yakın cihatçı, şeriatçı güçlere karşı savaştılar. IŞİD’le daha çok QSD, PYD, YPG güçleri savaştı, IŞİD’i onlar yenip, imha ettiler. YPG-PYD, IŞİD’i Kobane’de yendi, süreç içerisinde başka güçlerle de birleşerek QSD’yi kurdular. Devamında birlikte IŞİD’in başkenti olarak bilinen Rakka’ya ve Deyr Zor’a kadar kovalayarak, bitirdiler. IŞİD’e karşı verilmiş olan bu mücadele Kürtlere IŞİD gibi bir insanlık düşmanını imha ettiği için duymuş olduğu minnet sempatisi ile dünya çapında bir ayrışmaya neden oldu. Bu ayrışma Kürtler içinde de kendine zemin buldu. Söz konusu zeminde, Erdoğan’la Barzani, Özgürlük Hareketli Kürtlere karşı yan yana, birlikte kaldılar.

Barzani ve Erdoğan Peşmerge’yi: Kobane’yi, Rojava Devrimi’ni kurtarmak ve korumak için değil, Rojava’yı ve devrimini yıkmak, ele geçirmek için gönderdiler. (Bunu o zaman da yazmıştım. Şimdi doğrulandığı için tekrar yazıyorum). Zor durumda kalmış olan Rojavalı Kürtleri etki altına almak, Rojava Devrimi’ni imha etmek istiyorlardı. Gönderilen Peşmerge baktı öyle sandıkları gibi bir durum yok, Rojava Halkı örgütlü, organize, hiç kimseye gereksinim duymadan mücadele ediyor, direniyor, kendi öz dinamizmi ile IŞİD’in üstesinden gelebilecek iradeye sahip, Peşmerge geldiği gibi, arkasına bakmadan Erdoğan’ın topraklarından tekrar geçerek Erbil’e geri döndü.

Kılıçdaroğlu hala bu zemin üzerinde politika yapıyor “Peşmerge’nin geçmesine niye izin verdin” diyor. Erdoğan da hala hiç oralı olmuyor. Açıklarsa, Barzani ile birlikte Kürt Halkına kurmuş oldukları kumpas açığa çıkacak. O nedenle de Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki sorularına yanıt vermiyor. Söz konusu dönemde, Barzani ile Erdoğan anlaşarak Kobane’ye yardım ediyormuş gibi yaptılar. Şimdi Erdoğan gece gündüz Afrin halkının üstüne bomba yağdırıyor, Kobane’ye yardım etmek için Erdoğan’la birlikte hareket eden Barzani, bırakın Afrin’e Peşmerge göndermeyi, hiç olmazsa bir Fransa kadar bile Erdoğan Türkiye’sine tepki vermiyor. Afrin, dünya çapında insan olanla insan görünümlüler için bir turnusol işlevi görüyorsa, bu işlev Kürtler için de geçerli olmalı. Tabi ki aynı şey Kobane için de geçerliydi, fakat Afrin Kürtlerin birliği konusunda bıçağın kemiğe dayandığı nokta durumunda.

Örneğin Kürt ulusal kongresinin Afrin’in kurtuluşu üzerine oturtulması, zaman ve zemin üzerine ise: Gelen gelir tezinin benimsenmesi gerekiyor. Gerekiyor çünkü artık dost da, düşman da gördü ki, evet Kürtlerin çok dostları var, hatta bölge dünya halkları Kürtlerin stratejik ortaklarıdırlar. Ama Kürtler kendi iç dinamiklerini bir kuram ve perspektif üzerinde birleştirip bütünleştirmeden, dostları ile de gereği kadar sağlam bağlar kurup, geliştiremeyecek. Çünkü her şeyde olduğu gibi Kürtlerde de bir iç ve bir dış dinamizm vardır. İç dinamizm sağlam ve sağlıklı bir zeminde bileşip, tek bir dinamizm haline gelmeden, dış dinamizm gerçek bir faktör olarak mücadele sürecine etki edemez.

Kuşkusuz demokratik ulus kuramı, hem Kürt Halkının hem de Kürt Halkının diğer halklar ve bileşenleri ile sağlam ve sağlıklı bağlar kurmasının son derece önemli bir harcıdır. Ama her şeye rağmen sağlam ve sağlıklı bir iç dinamizme her hal ve şartta gereksinim vardır. Kürt Halkı demokratik ulus kuramı, ideolojik yapısı ve politikası ile adeta bir ateş çemberi içinde varlık yokluk mücadelesi veriyor. Dünyanın en büyük, süper emperyalist güçlerinin kuşatması altında, çevresindekilerinin ne zaman, ne türden bir kahpelik yapacaklarından emin olmadan amansız bir direniş gösteriyor.

Rusya kimle nasıl bir pazarlık yapar, nasıl bir kahpelik planlar belli değil. ABD çıkarı için kime peşkeş çeker, Suriye yönetimi hangi oyunu oynar bilinmiyor. Dünya toplumsal ilerleme ve devrim tarihi bugüne kadar hiç karşılaşmamış olduğu bir ortama tanıklık ediyor. Evet 20. y. yılın devrimleri de deyim yerindeyse “puşt zulaları” ortasında, savaş, kan ve gözyaşı arasında doğmuşlardır. Rojava Devrimi de öyle bir ortamda yaşama mücadelesi veriyor. Devrimler tarihinden habersiz, hiçbir devrim tarihini inceleyip, irdelememiş olan, fakat kendilerine sosyalist diyen bazı kişiler Rojava Devrimi için emperyalizmle işbirliği yaptığı için “bu duruma düştü” diyorlar. Lenin’in Alman emperyalistleri ile işbirliği yapıp, Alman treni ile Rusya’ya geldiğini, ya bilmiyorlar ya da unutuyorlar. Lenin henüz İsviçre’den trene binmemişken yoldaşlarına hitaben: avucumda bir avuç kum var, ne kadar sıksam avucumda tutamaz durumdayım dediğini bilmeden Rojava Devrimi’ni “işbirlikçilikle” suçluyorlar. Afrin direnişi bir çok şeye turnusol işlevi gördüğü gibi bu türden devrimcilere de, Barzani gibi kendini “tarihin geri vitesi” geleneksel Kürt lideri zannedenlere de net bir turnusol işlevi görüyor.

Rojava Devrimi’nin, dolayısı ile Kürt Halkının etrafı, Ahmed Arif’in deyimi ile tam bir “puşt zulası”. Bir de her fırsatta imha etmek için fırsat kollayan Erdoğan Türkiye’si gibi iflah olmaz Kürt düşmanı var. Bütün bu emperyalist ve onların uşakları arasındaki pazarlıklar Kürt Halkı üzerine yapılıyor. Böylesi bir ortamda bile Barzani’nin durduğu yer Erdoğan’ın yanıdır. Onların hemen yanıbaşında da sosyalist geçinen sosyal şovenler var. Mevcut ortam Kürt ulusunun mutlak manada birlik ve beraberliğini sağlamasına bugüne değin hiç olmadığı kadar gereksinim duyuyor. Devrimcilerin Afrin turnusolünü ayraç yaparak sosyal şovenlerden ayrılması, Kürt ulusunun milyonlarının Kürt ulusunun en diri, en ileri, en demokrat, en insancıl ve devrimci olanının demokratik ulus etrafında sağlamış olduğu ulusal birliğini Afrin’le aynı dokuya bağlayıp, dışında kalanları dışlayarak bir ulusal dinamizm yaratmak durumunda.

Afrin direnişi hem dünya devrim sürecinin kendini devrimci olanla olmayanını ayıklamasının, hem de Kürt ulusunun kendini demokratik ulus temelinde yeniden yapılandırılmasının olanaklarını yaratmış ve aynı zamanda net bir turnusolü de olmuş durumda. Evet Rojava Devrimi, Ekim Devrimi’nden çok küçük, ama işlevi, ayraçlık yapmış olduğu faktörler Ekim Devrimi’ninkinden daha fazla ve yelpazesi daha geniş. Ekim Devrimi, devrimci bir sınıf ayracı işlevi görüyordu, Rojava Devrimi hem sınıf ayracı hem de ek olarak insanlık ve demokratik ulusla ulusal modernize arasında bir ayraç işlevi de görüyor. Ekim Devrimi, söylediği gibi sosyalist bir ulus yaratamadı, ama Rojava Devrimi daha şimdiden demokratik ulusu yaratmış durumda.

Teslim TÖRE – Teletex News24 
4 Şubat 2018