B6B8EE37-075B-494A-BDE4-8A7A67DBC476

Ömer AĞIN

Fransız yazar, boşuna “tüm savaşlar iç savaştır, çünkü tüm insanlar kardeştir…” demişti. Tabi insanları kardeş görmek bir perspektif sorunudur. Barış istemek de kuşkusuz bir perspektif sorunu. Ama kim hangi perspektiften bakarsa baksın tüm Ortadoğu’da 20 Ocak’tan bu yana hiçbir şey eskisi gibi olmayacağa benziyor. Kimlerin ya da kimin neyi nasıl kavradığı ve kavrayacağı yaşanarak görülecektir. “Karşıtların mücadelesi derinleşip, keskinleştikçe mücadele artar ve karşıt tepkiler de çoğalır” diyalektik tespiti bir kez h yaşamla doğrulanıyor. Karl Mark’ın, “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.” Fikri, Ortadoğu halklarının gündemine oturmuştur. Amacım felsefi gevezelikler yapmak değil. Kendimce öngördüğüm kimi konulara işaret etmek ve halen bir düşünce girdabı içinde boğulma süreci yaşayan, başta Fırat’ın batısı olmak üzere Bölge halklarına uyarılarımı yapmaktır. “Rusya müsaade etti, ABD engel olmadı, AB ilgisiz, BM gerekeni yapmıyor…” vb. uğraşı içinde olanları “görmeye”, “anlamaya” davet etmektir. En başta “liberal çevreler” olmak üzere, olup bitenleri hafife almamaları için uyarmak tarihsel bir görevdir. “Entelektüel terörist” damgasını yememek için “demir görmüş cin” gibi korkanlar, devrimci duruşlara engel olmaktan vazgeçmelidirler. Herkesin kendi vicdanına hesap vermek zorunda olduğu bir süreçten geçiliyor.

1- Vicdan sahibi olan herkes Ortadoğu devletlerinin “Kürt düşmanlığı” tutumunu hiç dolandırmadan görmek ve kavramak zorundadır.

2- Kobane ve Rekka başta olmak üzere Kürtlerin DAİŞ’i yenmesinin kimi güçlerde yarattığı kin ve düşmanlık görülmelidir. En önemlisi DAİŞ’in yaşadığı hezimetten dolayı intikam peşinde koşan güçlerin kendi ülkelerindeki demokrasi güçlerine zarar verdikleri de bilinmelidir.

3- Günün birinde yeniden DAİŞ’i yayılmacı emelleri için kullanma arzusunda olanların Bölge ve global devletler buna engel olanların Kürtler olduğu bildikleri için Kürtlere saldırmaları kadar “doğal” ne olabilir? “DAİŞ terörist değildir, öfkeli bir grup gençtir” diyenleri hatırlayalım.

4- Nureddin Zenki Tugayı , Ahrar El Şam, DAİŞ, EL NUSRA, ÖSO vb. benzeri terör örgütleri İngilizlerin bir zamanlar kullandığı Anzak ve Anzavur güçleri karışımının günümüz versiyonu olduğu da unutulmasın. Kimilerinin bunları “Kuvayı Milliye” güçlerine benzetme çabası olsa da gerçek budur. Kürtler bu gerçeği açığa çıkardıkları için “hışma” uğradı. Dünya kamuoyu bunu böyle bellemelidir.

5- Ortadoğu’da krizin çözülmesini istemeyenler savaşa göz yumuyorlar. Bunların başında İngiliz’ler ve Almanlar geliyor. Benzeri global devletler devrede oldukları için Kürt halkı hırpalanıyor.

6- Demokratik düşünce temelinde yükselen “demokratik konfederalizm” ete-kemiğe büründüğü için Kürtler saldırının odak noktasına alındı. Öcalan’ın “tasfiyesi” sırasında yaşanan komplonun benzeri olan ikinci komploya tanık olunuyor.

Özetle olağanüstü bir dönemden geçiliyor. OHAL ile yönetiliyor olmanın yanında gelinen aşamada “barıştan” söz etmenin bile bir risk oluşturuyor olması ikinci bir olağanüstü durum yaratmıştır. Gerçek anlamda muhalefet yapan partiler, demokratik kitle örgütleri, meslek kuruluşları, aydınlar, “barış sevenler” susturulmaya çalışılmaktadır. “Ancak bu böyle gitmez, zulüm devam etmez…” Nitekim demokratik örgütler, meslek kuruluşları, aydın çevreler tüm baskı ve zorbalığa rağmen duyarlılık göstermekten geri durmuyor…

HDP böylesi karmaşık bir süreçte kongre topluyor. Yani olağanüstü bir görevle karşı karşıya olduğu bir zamanda kongre toplanıyor.

HDP kongresinin önemini bir kat daha artıran da budur. Bu nedenle en başta “Kürdistani istem ve duruşları” ile Fırat’ın batısındaki demokrasi güçlerinin taleplerini yeniden bir potada eritip “devrimci” bir çizgiye yükseltmenin göreviyle karşı karşıyadır kongre. “Grupçuluğa” fırsat tanımayan, ama “farklılıkları” da bir zenginlik kabul eden ve tüm değerleri önemseyen bir duruşun temel güncel görev olduğu unutulmamalıdır. Şimdi “aykırı söz” söyleyen ve güncel tavırlar sergileyen duruşlara gereksinim vardır. OHAL ile yönetilen ülkede “olağanüstü” devrimci duruş göstermek bir zorunluluktur. “Savaşa karşı durmak” ve AKP iktidarını istifaya zorlamak, AKP yöneticileri devlet yönetiminden çekilmeli talebi demokratik çıkışın temel uğraşı olmalıdır. Başta Kürtler olmak üzere, tüm demokrasi güçlerinin önüne böylesi net hedeflerle çıkmak kongrenin temel görevi olmalıdır. Bu gün kavranılması gereken temel şiar: “kendi öz gücüne güvenmekten başka, ‘kendine bile’ güvenme” ilkesini yaşamla buluşturma görevidir. HDP kongresi bu sürece uygun yeni ilkeleri ve bu ilkeleri yaşamla buluşturacak bir yönetim açığa çıkarmak zorundadır. Bunun için Kongre’de halkı konuşturmak zamanıdır. Sen yol bul halk yürüsün!

 

06.02.2018. Ömer Ağın – Teletex News24