Şu günlerde yazmalı mı, yazmamalı mı diye kararsızlık geçirdim. O kadar çok yerden saldırı altındalar ki, o kadar çok destek ve dayanışmaya ihtiyaçları var ki…

 

DC2886D8-BB6A-4122-B2B9-68EC92F4F714

Recep MARAŞLI

Ama işte anında belirtmek hele böyle dikkatlerin dağıldığı anlarda uyarmak çok daha önemli olmalı diye karar verdim sonunda.

HDP sözcülerinden, Afrin işgaline karşı çıkan birçok Kürt aydın ve yazarından şu ifadeleri duymak çok hazin.

Özetle diyorlar ki “Biz Malazgirt’te, Çanakkale’de, Kurtuluş savaşının çeşitli cephelerinde hiç duraksamadan Türklerin yanında yer aldık; birlikte savaştık. Bu vatanı beraber kurduk, kurtardık. Şimdi Kürtlere karşı yapılan bu saldırılar reva mıdır, hak mıdır?”

Tüyler ürpertici bir referans… Bilerek yapılıyorsa çok kötü; bilmeyerek yapılıyorsa çok daha kötü…

Neyle öğündüğünüzün, neyi “ortak payda”, “ortak değer” haline getirdiğinizin farkında mısınız ?

1071 Malazgirt Savaşı nedir? İşgalci-akıncı Türk boylarına “Anadolu” kapılarının açılması değil mi?

Övündüğümüz, referans verdiğimiz şey bu mu?

 

Ermenistan’dan tutun, Kapadokya, Ege, Kilikya, Akdeniz’e kadar “Türk kültürüyle, İslamiyetle zerre alakası olmayan koskoca bir coğrafyanın Türk-İslam işgaline açılmasına “yardım” etmiş olmak neden övünç konusudur Kürtler için?”

Yalnız işgal değil, yerleşme, çöreklenme ve talancılık kapısı da açılmıştır. Değil mi ki burada “Gavurlar” oturmaktadır; toprakları, şehirleri, mal-mülkleri; emekleri, kadınları-kızları-oğulları “helal”dır o zaman… Kutsal savaş, Müslüman olmayan halkların yaşadığı tüm coğrafyaları “Dar-ül Harp” ilan edip yağmaya, talana, işgale açmak değil mi? O zaman neyiyle övünüyoruz bunun?

Bugün Yeni-Osmanlıcı, İslami Cihatçı Erdğan yönetiminin, ÖSO’cularırn, IŞID’çıların yayılma mantığı da aynı değil mi?

O halde “her türlü milliyetçiliğe karşı”, “tüm halklarla, dinlerle barışık”; “Cihatçı yayılmaya karşı”, “laik-seküler” bir yapı olmakla kendini ifade eden HDP’liler ve Afrin işgaline karşı çıkanlar nasıl olur da kendilerine Malazgirt’i referans alırlar?

Malazgirt sonuçta Kürdistan’ın da işgal edilmesinin, kendi ülkesinde bağımlı hale getirilmesinin de yolunu açmadı mı? İşgalcilerimize yol açıp, kılıçlarını bilediğimiz için ne kadar övünsek az mıdır demiş olmaktayız.

Arada, feodal Kürt beyliklerinin bölgesel otonomilerinin tanınması karşılığında Yavuz Sultan Selim dönemi Osmanlı yayılmacılığına katılmış olmakla övünmeyi atlayıp daha populer olan Çanakkale‘ye gelelim.

1918 Çanakkale şavaşına, Türklerle omuz omuza katılmış olmak Kürtler için nasıl bir övünç konusu olabilir? Ortak vatan savunması mı? Kimin “vatanını” kime karşı savunduk “Çanakkale”de? Çanakkale bir “kurtuluş savaşı” mıydı? Yoksa Alman emperyalistleriyle birlikte girilen 1. Emperyalist Paylaşım savaşının bir cephesi miydi sadece?

Osmanlı tebaasında olduğu için askere alınıp Çanakkale’de hayatını kaybeden Kürtlerle övünmük, TC vatandaşı olduğu için askere alınıp Afrin’de hayatını kaybeden Kürt çocuklarıyla övünmeye benzer. Gençlerin haksız bir savaşın içinde telef olması hangi milliyetten, dinden olurlarsa olsun bir trajedidir. Ama bu haksız savaşları, hele kendisinin hiçbir ilişkisi olmayan lbir mevzi savaşında olmayı övünme konusu yapmak anlaşılır değildir.

1915 Soykırımını, bu coğrafyanın kadim halkları olan Ermenilerin, Rumların, Asuri-Süryanilerin, Pontus Elenlerinin yok edilip sürgüne gönderilmelerinde; Kürt aşiretlerinin, hakim sınıflarının, çeşitli toplumsal tabakalrın rolü neydi?

Genelde bu rol “bizim devletimiz yoktu, biz karara katılmadık ki sorumlu olalım; uygulamaya katılmış olan kimileri de bütün Kürt halkını bağlamaz; hatta çoğunluğu biz kurtardık…” biçiminde tevil edilir.

Peki öyleyse devamında nasıl oluyor da “TÜRK ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI”na katılmış olmakla övünüyoruz? Bu savaşı desteklemekten dolayı PAY ve ORTAKLIK istiyoruz. Soykırımda olmayan devletimiz ve ortak irademiz nasıl ortaya çıkmış olabilir?

Ve işin doğrusu adına “Türk Kurtuluş Savaşı” denilen şey 1915 Soykırım‘nın devamından başka bir şey değildir. İttihat Terakki’nin Hristiyan halklardan “temizlediği” alanlarda tamamen Türk-İslam unsuruna dayalı bir ULUS-DEVLET oluşturma işi İT’in ikici kuşak kadroları olan KEMALİSTLERE kalmıştır. 1918 sonrası bazı bölgelerde kalan zayıf Ermeni, Rum ve Asuri direnişini kırmak, kalanları da sürmek ve GERİ DÖNÜŞLERİNİ ENGELLEMEK üzere yapılan bir mücadeledir Türk Kurtuluş Savaşı…

Emperyalist bir işgale karşı vatan savunması değil; binlerce yıl bu coğrafyanhın kadım halklarını YOK EDEREK, SÜREREK orada bir ulus devlet yaratma mücaedelesidir.

Şimdi “Türk işgalciliğiyle, sömürgeciliğiyle sorunu olan”, “ulus-devlet” fikriyle sorunu olan, 1915 soykırımını ahlaki olarak reddeden bir yapı nasıl olar da TÜRK KURTULUŞ SAVAŞINA katılmış olmakla övünür?

Bu nasıl bir TARİH BİLİNCİ’dir.

 

Evet maalesef ÖSO ile “Kuvayı Milliye” arasında müthiş benzerlikler vardır. İkisi de Cihatçıdır, Müslüman olmayan halklara düşmandır; onların yok edilmesi, sürülmesini hedefler. Bu anlayışla hareket eden çapulculuk, talancılıkla geçinen başıbozçuk çetelerden oluşur. “Kuvayi Milliye” nasıl ki aslında “TEŞKİLAT-I MAHSUSA” çetelerinden oluşursa; günümüzdeki ÖSO da Türk devletinin Özel Harp Dairesince, MİT ile Genelkurmayıyla koordineli olarak devşirilip silahlandırılan, eğitilen başıbozuk Cihadist-İşgalci-Yağmacı gruplardan oluşur.

Fark ÖSO’nun Suriye’ye odaklanmış olması, Milliyetçiliğinin arka planda Cihatçılığın ön planda gözükmesidir…

Ve bir de kalkıp “Kuvayi Milliye”, ÖSO’yla kayıslanamaz diye demeçler vermek ne yazık kı TARİH BİLİNCİ‘nin ne kadar çarpıtılmış olduğunu gösterir.

Daha da kötü olan diğer yanı da şudur:

Biz bu referanslara dayanmanın tüm KÖTÜLÜĞÜN bilmekteyiz ama, Türk yayılmacılığına, işgalciliğine YARDIM ETMİŞ OLMAKTAN dolayı PAY istemekteyiz. “Sizin bütkn kirli işlerinize yardım ettik, şimdi bize niye bunları yapıyorsunuz” demektir.

Redediilmesi gereken kirli bir İTTİFAKA, İŞBİRLİĞİNE dayanarak, ÖZGÜRLÜK sağlanabilir mi?

Tarih bilincimiz bu kadar hasarlı iken, bugünü doğru okumak ve tavır geliştirmek ne kadar mümkün olabilir?

Recep MARAŞLI – Teletex News24