271A5A8B-90D5-41EB-A77C-012C060C1EEE

Teslim TÖRE

Afrin’le ilgili yazarken duygularıma da hakim olmaya çalışıyorum. Çünkü Afrin, Filistinli sürgün yıllarımda gidip nefeslendiğim, suyunu içip, ekmeğini yediğim, insanları ile sohbet ettiğim, insanlarının ideolojik, politik, kültür düzeyine bayıldığım, duygularımı paylaştığım, ideolojik sohbetler ettiğim, kendimi Türkiye’de, köyümdeymiş, Nesim dedeyle, Elif teyzeyle, Mamo amcayla kırık bir Kürtçeyle sohbet ediyormuş gibi hissettiğim, hasret giderdiğim, bozulmamış doğasına hayran kaldığım bir kasabaydı. Önce Siyasi ilişki kurduğum, sonra da insanlarıyla dost, yoldaş olduğum, insanıyla, doğasıyla dünya güzeli bir yaşam alanıydı. Erdoğan’ın: “Bir gece ansızın vurabilirim” diye faşist bir kin ve düşmanlıkla saldırdığı, “köklerini kazıyacağım” öfkesini kusarak o güzel insanları öldürmeye, o dünya güzeli doğayı tahrip etmeye başladığı zamandan sonra Afrin’le ilgili yazarken duygularımın beynimi esir almasını önlemek, objektif olmak için çalıştım, çalışıyorum.

Afrin’le ilgili yazılarımda bazı okurlarım bana destek, güç, ilham verecek yorumlar yazarken, bir okurum da “Rusya Afrin’de Kaybedecek” başlıklı yazımın altına “acemice bir yazı olmuş” diye yorum yazınca Afrin’le ilgili yazılarımı tekrar okudum. “Rusya Afrin’de Kaybedecek, Afrin Erdoğan Diktatörlüğüne Mezar Olacak” gibi başlıklar bir çok insana abartılı geliyordu. Rusya bir süper güç, Erdoğan devletinin ordusu NATO’nun ikinci büyük askeri gücü, bunlara karşın Suriye’nin orta boy bir kasabası Afrin…

ABD’den sonra Çin de bir nedenle Vietnam’a saldırmış, hatta birkaç kilometre içe kadar da gitmişti. Vietnam karşı saldırıya geçip, Çin askerlerini Vietnam topraklarının dışına attıktan sonra bir karikatür yapılmıştı. Şu anda söz konusu karikatürü kimin yaptığını hatırlamıyorum, ama yanılmıyorsam Cumhuriyet Gazetesi yayınlamıştı. Kısa boylu, cılız bir adam herhangi bir heybetli görüntüsü olmadan öyle duruyor. Önce Fransa geliyor, boynundan tutup kenara atıyor, dev gibi ABD geliyor, onu da atıyor bir kenara, devasa Çin geliyor, biraz sonra onu da başka bir tarafa savuruyor. Kısa boylu adam öylece duruyordu. Bir okurumdan “acemilik” uyarısı alıp, söz konusu yazılarımı tekrar okuyunca öyle “acemice” bir abartı görmedim, ama aklıma yukarıda sözünü etmiş olduğum Vietnam karikatürü geldi.

Bana göre Afrin de bu dönemin devlere meydan okuyan kısa boylu bir Vietnam’ı idi. Bu düşünceme rağmen Afrin’le ilgili yazılarımda duygularımın düşüncelerimde etkin olabileceği konusunda bir endişe taşıyordum. O nedenle Afrin yazılarında duygularımı frenleyerek olabildiğince objektif olmaya çalışıyorum. Neyse, bunları geçiyorum. Benim Afrin ve Afrinlileri unutmadığım gibi Afrinli heval Şexo da beni unutmamış ki bana bir e-post mektubu yazmış. Şexo yoldaştan almış olduğum e-post mektubunu yarın hem yayınlayacağım, hem de Afrin’le ilgili bazı anılarımı yazacağım. O nedenle bu konuyu geçip, yazının başlığının altını doldurmaya çalışacağım.

Evet, Afrin benim için: Kırk derenin başını kesen bir belen haline geldi. Dereyi herkes bilir. Belen ise üzerindeki karların eriyerek, yağan yağmurların akarak derecikler oluşturduğu sırta denir. Afrin: Erdoğan diktatörlüğüne mezar olacak, Putin diktatörüne Afganistan sendromunu hatırlatacak, Barzani’nin saltanatını sallayacak, Suriye yönetimine Kuzey Suriye Federasyonu’nu benimsetecek, ABD’nin de aklını başına almasını sağlayacak ve de en önemlisi; Rojava Devrimi ile başlayan, Kobane ile sesini bütün dünyaya duyurarak evrensel bir boyut kazanan demokratik ulusun taçlandığı bir belen olacak. Bence böyle. Ama hiç kimseye: “Sence nasıl” diye de sormuyorum. Sadece bekleyelim, görelim diyorum.

Defalarca Vietnam’ı, Stalingrad’ı, Kobane’yi örnek göstererek halkın gücünün bütün güçlerden daha üstün bir güç olduğunu vurgulayarak Afrin’in de silah ve ordu gücü üstünlüğüne dayanarak yenilemeyecek bir halk gücü olduğuna vurgu yapmıştım. Aynı minval üzere devam ediyorum. Bu minval üzere: Rusya’nın, Erdoğan Türkiye’sinin, Suriye yönetiminin, Barzani’nin Afrin üzerine hesaplarının tutmayacağını defalarca vurgulamıştım. Bu yazıda da Afrin’in Demokratik Ulus kuramının üçüncü ve son aşaması, dolayısı ile de sağlam bir perçini olacağını vurgulamak istiyorum. Tabi sadece Kürtler için değil, bölge ve insanlık için de…

Bölgemiz de, insanlık da kapitalizmin şekillendirdiği, ulusal modernize ile ancak buraya kadar gelebildi. Bölgemiz barbarlıkla demokratik ulusun karşı karşıya geldiği, neredeyse bütün dünyanın da barbarlığa karşı durduğu kanlı bir savaşla kan gölüne, sürgünler yurduna döndü. Ulusal modernize bölgemizde kan gölü yaratırken dünya çapında ise bütün yönleri ile pörsüdü, ahlak ve insanlık dışı, sadece bir para sistemine dönüştü. Bu çirkin imgesini: İki dünya savaşı, sayısız lokal savaşları, ilticalar, göçler, kırımlar, soykırımlar gibi yöntemlerle insan toplumuna dayattı ve insan toplumunu canından bezdirerek, canhıraş bir arayış içine soktu. Bu bağlamda iktisadın doğal yasasının zorlaması sonucu yaşlı ve kapitalizmin anavatanı olan Avrupa’da ulusal modernizeyi aşan nitelikte bir yapılanma oluşturuldu. Ama insanlık böylesi bir reformlar yoluyla da ulusal modernizeden kurtulamadı.

Bazıları bana “sen eskiden bu kadar APO sevdalısı değildin”, bazıları “APO’yu niye şişiriyorsun” dese de ben gerçeği söylemeye devam ederek insan toplumunun ulusal modernizeden bıktığı, arayış içine girdiği, sistemin bir bütün olarak bunalım yaşadığı bir ortamda insanlığın carına yetişerek Demokratik Ulus kuramını ürettiğini vurgulayacağım. Demokratik Ulus kuramı, Rojava Devrimi ile yemyeşil, canlı hayatla buluştu. Kobane işgalinde Rosa Luxemburg’un “ya barbarlık ya sosyalizm” söylemi ile mukayese ederek söyleyecek olursam: Ya demokratik ulus ya barbarlık olarak ifade edebilirim. Ulusal modernizenin üretmiş olduğu IŞİD barbarlığı ile demokratik modernizenin ürünü demokratik ulus ile barbarlığın karşılaştığı Kobane’de, barbarlık yenildi, demokratik ulus kazandı. Demokratik ulus Kobane’de IŞİD barbarlığına karşı savaşarak zafer kazanırken Afrin de IŞİD’in ikiz kardeşi olan Erdoğan barbarlığına karşı savaşarak zafere doğru ilerliyor. Demokratik modernizenin Kobane’de IŞİD barbarlığını yendiği gibi, Afrin’de de IŞİD’in ikiz kardeşi olan Erdoğan’ın despotik barbarlığını yeneceğine kuşku yoktur.

Demokratik modernize Kobane’de olduğu gibi Afrin’de de Erdoğan’ın despotik barbarlığını yenilgiye uğratırsa tarihi iki işlevi birden yerine getirecektir. Birisi: Kürt ulusunun ilkel milliyetçiliklerini dışlayıp, Demokratik Kürt Modernizesi’ni bir araya getirerek demokratik ulus olarak perçinlemek, diğeri ise: Kuzey Suriye’de birlikte yaşamakta olan; Arap, Süryani, Ermeni, Türkmen, Kürt gibi ayrı uluslardan toplulukları modern demokrasi temelinde, demokratik ulus harcı ile birleştirip, ulusal bir mozaiği yaratmak. Afrin bu iki işlevi aynı anda görüyor. Irak ve Suriye iç savaşlarında da görüldüğü gibi toplumlar savaş alanlarından kaçarlar. Ama Afrin’de bunun tersi oluyor. Afrin’in dışında yaşamakta olan Kuzey Suriyeliler: Süryaniler, Ermeniler, Araplar, Türkmenler, Kürtler kitleler halinde Afrin’e geliyorlar. Şengal’den, Mahmur’dan, Cizir’den, Kobane’den, Kamışlo’dan kitleler halinde her ulustan insanlar Afrin’e akın ediyorlar. Böylece hem Kürt ulusu kendi demokratik iç dinamizmini, hem de farklı uluslardan oluşan demokratik yapılanmanın perçinlenmesi sağlanıyor.

Afrin’in Erdoğan işgaline karşı direnişi demokratik ulusun hem iç dokusu hem de dış dokusal özelliklerini alabildiğine pekiştiriyor. Böylece, Şam belki Suriye’nin başkenti olarak kalmaya devam edecek, fakat Afrin demokratik ulusun manevi dünya başkenti durumuna gelecektir. Nasıl ki kapitalizm ilk oluştuğu, burjuva devrimi ile Avrupa’yı ulusal modernizenin manevi başkenti durumuna getirdiyse, Afrin de aynı şekilde demokratik ulusun manevi dünya başkenti olarak anılacaktır. Afrin’de sadece Erdoğan despotizminin saldırganlığına karşı bir direniş mücadelesi verilmiyor. Aynı zamanda Rojava Devrimi ile temeli atılmış, Kobane savunması ile evrensel bir boyut kazanmış olan demokratik ulus yapılanmasının savunması da yapılıyor. Erdoğan despotu sadece Afrin’i, onun halklarını ezip dağıtmak istemiyor, demokratik ulus sistemini de yok etmek istiyor. O nedenle Afrin direnişi ve savunması aynı zamanda demokratik ulusun da savunmasıdır. Demokratik ulus Afrin’de savunulurken, Kuzey Suriye’nin tümünde de bir çelik çerpe gibi insanların beynine çakılıyor. Yakın bir gelecekte Erdoğan, ÖSO sürüleri ve diğer lejyonları ile birlikte Afrin’den sökülüp atılınca (ki kesinlikle sökülüp atılacaktır) Erdoğan’ın demokratik ulusun pekişmesine yapmakta olduğu ‘katkı’ da unutulmamalıdır.

Erdoğan’ın Kürtler, Türkiye ve bölge için bir musibet olduğu kesin. Ama “bir musibetin bin nasihatten evla olduğu” gibi Erdoğan’ın da “evla” bir yanı olacak gibi gözüküyor. Erdoğan musibetinin Afrin direnişinin zafere kavuşması ile tarihin çöplüğüne gönderileceği de kesin gibi. Bu ‘gibi’nin kesinleşmesi için fazla bir zamana da gerek olmadığını düşünüyorum.

Teslim TÖRE – Teletex News24 
7 Şubat 2018