13248604-244E-4A70-8DD3-348092AD443B

Mazhar ÖZSARUHAN

Avrupa’da Faşizm

Burjuva Demokratik Devrimini Tamamlamış ülkelerde Faşizm, tabandan yükselen bir harekettir.

Bilindiği gibi Faşizm, ilk kez İtalya’da ortaya çıktı, onu Almanya takip etti. Faşizmin bu iki ülkede birbirine yakın sürede ortaya çıkması tesadüfi değildir. İki ülkenin de gelişim süreçleri birbirine paraleldir. Bu ülkelerde burjuva demokratik devrimleri, diğer Avrupa ülkelerine göre daha geç gerçekleşmiştir. Feodal ilişkilerin tasfiyesi, uluslaşma ve üniter devlet durma süreci tepeden inmeci bir şekilde gerçekleşmiştir. Daha geç kapitalistleşen bu iki ülke, burjuva siyasal kurumlarını ve toplum düzenini ancak devlet despotizmini kullanarak gerçekleştirmiştir. Bu durum aynı zamanda hammadde ve Pazar ihtiyacını karşılamak için daha saldırgan bir emperyalist yönetimi de beraberinde getirmiştir. Bu ülkeler hiç şüphesiz ki sömürge elde etme mücadelesinde diğer emperyalist ülkelere göre bir hayli geride kalmışlardır [6].

Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda Almanya Müttefik devletler arasındaydı ve savaşı kaybetti. İtalya ise önceleri Müttefik Devletler arasında yer almakla birlikte 1915 ve 1917 tarihinde imzaladığı anlaşmalarla İtilaf Devletleri arasına girdi ve savaşı kazandı. Ancak İtalya’da gerek savaş sırasında ve gerekse savaş sonrasında iç düzende yaşanan kaos ortamı, ekonomik darboğaz, siyasi partilerin etkisizliği ve diğer nedenler ülkeyi iç karışıklıkların odağına çekmişti. 1912 tarihinde Trablusgarp Savaşı’nda Osmanlının mağlubiyeti ile Trablusgarp İtalyanlara verildi. Daha sonra başlayan Paylaşım Savaşı’nı kaybeden Osmanlı Devleti, 400 yıldan beri egemenliği altındaki 12 adayı kaybetti. Adalar İtalyanlara verildi. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda ise İtalya ve Almanya savaşı kaybetti. Ege Denizi’ndeki 12 ada 1946 tarihinde Paris’te yapılan Barış görüşmeleri sonucunda Yunanistan’ın egemenliğine girdi.

İtalya

Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda aradığını bulamayan ve payına sömürge ülke düşmeyen İtalya’da büyük yığınlar daha da yoksullaşmıştı. Rusya’da 1917 tarihinde gerçekleşen Ekim Devrimi ile birlikte Avrupa’da işçi sınıfı hareketleri hız kazanmıştı. İtalya sanayii de bu tarihlerde can çekişiyordu.

İşçilerin, olup bitenlere karşı yanıtı oldukça sert olmuştu. Sendikaların öncülüğünde genel grevler alışılmadık boyutlara ulaştı. İşçiler, fabrikaları ele geçirdi. Ocak 1920’de posta ve demiryolu grevlerini diğer grevler izledi. Fabrika işgalleri başladı.

Bununla birlikte kırsal kesimde tarım devrimi yaşandı. Büyük toprak sahiplerine karşı ayaklanan tarım işçileri ve köylüler, mevcut toprak düzeni tamamen değiştirildi. Büyük toprak sahiplerinin arazileri işgal edilerek topraklarına el konuldu. Mevcut siyasal iktidar köylülerin isteklerini kabul ederek kararnameler yayınladı. Bir bakıma topraklar toprak sahiplerinden kiralandı. Tohum, gübre ve ilaçlar toprak sahibi tarafından sağlandı. Kiracılık hakkına son verme yetkisi kaldırılarak, tarım komisyonlarına devredildi.

Sosyalist bir geçmişi olan ve orduda onbaşı rütbesinde askerlik yapmış Benito Mussolini, kurucusu olduğu Ulusal Faşist Parti’nin iktidara gelmesinin ardından faşizm, 1920 tarihinden itibaren de bir kitle hareketine dönüştü. Taraftarlar arasında toprak sahipleri, küçük ve orta sınıf burjuvazi vardı. 1921 yılında da Ulusal Faşist Parti kuruldu. Kilise ve ordu, partiyi destekleyenler arasındaydı. Ünlü Roma yürüyüşü ardında da 1922 yılında başbakanlığa getirildi.

29 Ekim 1922 tarihinde yaklaşık 50.000 faşist milisle Roma’ya yürüdüler. Bu güç gösterisi sonucunda kral yetkiyi Mussolini’ye verdi. Mussolini, imparatorluğu geri getirme sloganıyla yandaşlarını “Kara Gömlekliler” olarak bilinen yarı askeri militarist bir şekilde örgütledi. Kara Gömleklilerin sloganları şiddet içerikliydi. Muhalif gruplara karşı sokak saldırıları düzenlediler. Eski Roma yöntemi selamlarıyla, şarkılarıyla, üniformalarıyla, resmi geçitlerle büyük yığınlar üzerinde önemli etkiler bırakıyorlardı.

Bu gazetelerin ortak özelliği içinde bulunulan krizde faşist rejimin yayında olmamalarıydı. Faşist parlamento, Mussolini’yi başbakan sıfatıyla parlamentoya hesap veren bir yetkili olmaktan çıkararak sadece krala formalite gereği hesap veren yetkilere sahip kılan OHAL yasalarını onayladı. Kanun Hükmünde Kararnameleri için parlamentodan onay alması gerekmiyordu [7]. Yargıyı işlevsiz hale getirtti. Tarafsızlık içinde karar veren hakim ve savcıların görevlerine son verildi. Sekiz saatlik iş günü iptal edilerek patronlara çalışma saatini ihtiyaçlarına göre belirleme hakkını verdi. İşçi ücretleri düşürülerek sabit hale getirtti. Topraksız köylülerin işgal sonrası ele geçirdikleri toprakların ve işgal altındaki fabrikaların sahiplerine geri verilmesini sağladı.

• 3 Nisan 1926 tarihinde grev hakkı tamamen kaldırıldı.

• 6 Nisan’da valilere geniş yetkiler verilerek ülkenin faşist yönetim kontrolü altına alınması sağlandı.

• 1 Kasım 1926 tarihinden itibaren de komünist, sosyalist ve antifaşist yayın yaptıkları iddiasıyla muhalif medya organlarını yasaklayarak açık terör diktatörlüğü dönemini başlattı. Yasaklanan gazete ve dergiler arasında Komünist Parti’nin yayın organı Unita, Sosyalist Parti’nin yayın organı Avanti, sendikal gazete Battaglia Sindacali, Turin’de çıkan Stapma ve Milano’da yayınlanan Corriere della Sera gibi tanınmış burjuva gazeteleri de vardı [7].

• 5 Kasım 1926 tarihinde bütün muhalefet gazeteleri kapatıldı, Nasyonal Faşist Parti dışında tüm parti örgütleri yasaklandı. Sisteme karşı tüm demokratik kitle örgütleri ile faşist olmayan sendikalar dağıtıldı. Tüm pasaportlara el konuldu.

• 8 Kasım’da aralarında İtalyan Komünist Partisi Genel Sekreteri Antonio Gramsci’nin de olduğu komünist ve sosyalist partilere mensup milletvekillerini tutuklattı.

• 9 Kasım tarihinde 120 muhalefet milletvekillerinin vekillikleri düşürüldü. Devlete karşı gelmekle suçlandılar.

• 25 Kasım 1926 tarihinde kabul edilen bir kanun ile İtalya’da faşizmi koruyucu bir sistem olarak kabul edildi ve faşist sistem resmen yerleştirilmiş oldu.

1932 tarihinde Dottrina del fascismo ile de faşist ideolojinin taslağını yayınladı. Ekonomik hayatı yeniden kurmak ve sosyal adaleti tesis etmek amacıyla 1932 sendikalizme dayanan korporatizm ile sınıf karşıtlıklarının aşılacağını düşünüyordu. Ancak ard arda gelen askeri başarısızlıklar sonucunda 1943 tarihinde Büyük Meclis tarafından görevinden alındı. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda mağlup ayrılan İtalya’da Mussolini, 28 Nisan 1945 yılında İtalyan komünistleri tarafından idam edildi.

İtalyan Faşizminin Özellikleri

• İtalyan faşizminin temel argümanı aşırı milliyetçilikti,
• Şiddet politikasının kutsanması,
• Gelenekçilik ilkesine bağlılık,
• Bayrak ve üniforma türü sembollerin abartılı kullanımı,
• Ekonomiye önemin ön planda tutulması,
• Ekonomik hayatın yeniden kurulması ve sosyal adaletin tesisi amacıyla korporatizme önem verilmesi, “Faşist devlet, kooperatiftir,” modeli ile işsizliğin azaltılmasının sağlanması,
• Sermaye ile emek çatışmasının bir uzlaşmacı politika ile devlet otoritesi altında birleştirilmesi,
• Egemenliğin salt üstün nitelikli insanlara ait olduğu görüşünün benimsenmesi,
• Devletin yüce bir organ olduğunun kabul edilmesi. Devlet karşısında insan hak ve özgürlüklerinin hiçbir değerinin olmadığı görüşünün benimsenmesi,
• Faşizmin, tek partiye dayanması. Faşizmde çoğulcu bir siyasal hayat asla kabul edilemez. Faşist parti, devletin en yüksek organıdır görüşünün kabulü,
• Demokratik seçimlerin birer oyundan ibaret olduğunun bilinmesi. Önder, halktan asla oy istemez. İcraatlarının kabul edilip edilmemesi için evet veya hayır cevabının yeterli olduğunun kabulü,
• Faşizm, batı demokrasisine ve Marksist-Leninist rejimlere karşıdır. Kapalı bir rejimi esas alır.

Mussolini yönetimindeki Ulusal Faşist Parti, yaklaşık 400.000 insanın ölümünden sorumludur.

Mazhar ÖZSARUHAN – Teletex News24 

(Devam edecek)


[6] İsmail Bostancıoğlu, Üçüncü Dünyada Faşizm (Türksolu.com.tr).
[7] Evrensel Gazetesi, Gerhard Feldbauer, çeviri Semra Çelik, İtalya’ya faşizm nasıl geldi (20 Kasım 2016).