B6B8EE37-075B-494A-BDE4-8A7A67DBC476

Ömer AĞIN

HDP 3. Olağan Kongresi yapıldı. 11 Şubat günü kongrenin yapıldığı salonun çevresinde iki “Ankara” vardı. Birinci Ankara’da polis barikatları, büyük bir psikolojik baskı uygulaması, polis köpekleriyle devriye gezen binlerce “güvenlik elemanı”, ellerinde telsizlerle sağa sola emirler yağdıran polis şefleri, delegelerin ve kongreye gelenlerin salona girmesini zorlaştırmada adeta birbirleriyle yarışan “tıfıl” polisler, iş makinalarıyla kapatılmış sokaklar ve caddeler, oluşturulan polis barikatları…

9598CE9F-98EF-4182-9C29-23BC228B90EC.jpeg

İkinci Ankara ise cıvıl cıvıl ve rengarenkti. Tıpkı ilkbaharın gelmesiyle daldan dala uçuşan ve yeni yuva kurmak için yer arayan serçeler gibi şen, telaşlı ve yorgun, ama heyecan dolu Ankara…

Bu Ankara’da başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi güçleri bendini yıkmış su gibi akıyordu kongre salonuna. Var olma bilinciyle yürünüyordu. “Ulusal giysiler” içinde farklı sınıf ve katmanlardan, inançlardan, değişik siyasi düşünceden Kürtler bütün renkleriyle ve günün yorgunluğunu üzerlerinde taşıyarak yürüyorlardı. Kürt halkı bir kez daha ısrarla özgür olmak istediğini dosta düşmana gösteriyordu. Binlerce km yol katedip Ankara’ya gelmişlerdi. Hiç birbirini görmeyenler, tanımayanlar bile sanki dost olmuş, “Nergizi”ye pikniğe çıkmış gibiydiler. Mardin’den gelen bir delege arkadaş, “abi Mardin’den buraya gelinceye kadar tam 20 yerde bizi durdurup aradılar” dediği zaman bile gözlerinden umudun parıltısı yansıyordu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

2018 yılının kimlerin yılı olacağını, kimlerin kazanacağını, kimlerin kaybedeceğini gösteren sayısız emareyi bir arada görmenin mümkün olduğu bir Ankara’yı yaşıyordu insanlar. Coşkun akan insan selinin bir kısmı kongre salonunu doldurmuş, ilkbaharda çağlayan Fırat Nehri gibi ses çıkarırken, geriye kalan binlerce insan ise salonun dışında kocaman bir mitingin kalabalığına oluşturuyordu. Salonun içinden ve dışardan gelen “Boyun eğmeyeceğiz, vaz geçmeyeceğiz…” sesleri birbirine karışıp dalga dalga Ankara semalarında arşa yükseliyordu. Kongre alanı değişik halklardan oluşmuş “buk û zava” (gelincik) tarlasına (zevî) dönmüştü… Evet, iki dünya, iki Ankara… Özgürlük isteyenlerle dolup taşan Ankara. Kürt halkı bir kez daha kendisine yakışan tutumu almıştı… AKP-MHP rejimine ve AKP iktidarının tüm baskılarına rağmen kongre çok görkemli ve kitlesel olarak toplandı. Kürtler ve demokrasi güçleri, bir kez daha özgürlük isteyen tüm insanlığın umudu olduğunu yalın bir şekilde gösterdi.

Kongreyi anlamlı kılan ve ona enternasyonal bir nitelik kazandıran başka bir etmen de yabancı konukların yapmış olduğu konuşmaların içeriği oldu. Özellikle Fransız Komünist Partisi temsilcisinin yaptığı konuşma bizleri bir kez daha tarih sayfaları arasında dolaştırdı. Fransız Komünist Partisi temsilcisi o kapsamlı konuşmasını dinlerken ikinci dünya savaşında Hitler faşizmine karşı direnen, Paris barikatlarında çarpışan devrimcilerin lideri ve O dönem Fransız Komünist Partisi Genel Sekreteri olan ve Georgi Dimitrov’un yoldaşı Maurice Thorez’i hatırlattı.

Evet, Fransız Komünist partisi, tarihi enternasyonal dayanışmayla dolu olan Parti. Vietnam halk lideri Ho Chi Minh’nin de aynı zamanda Fransız Komünist Partisi üyesi olduğu ve o Partinin geleneğiyle yetiştiğini biz Kürt komünistleri biliriz.
Kongrenin kendisi için birkaç söz söylemek gerekirse: Her şeyden önce bilindiği üzere “olağanüstü süreçlerin” yaşandığı politik koşullarda “olağan kongrelerden” söz etmek yetersiz kalır. O nedenle bu kongrenin en başta gelen görevi; yaşanan deneyime dayanarak süreç tanımı yapmak, belirlenen sürece göre pratik görevlerin altını çizmek ve de mücadeleyi üstlenebilecek bir yapılanmayı yaratmak için kadro seferberliğine gitmek olacak.

Tarihin tüm zaman dilimlerinde olduğu gibi, özellikle olağanüstü koşullarda yapılan kongrelerin öncelikli ana görevi eksiklikler ve yetersizlikleri gidermek, zayıf düşen kadro ve yöneticilerin yerine yenilerini seçmekten çok daha öte, geçmişi değerlendirmek ve yeni politik görevleri öne koymak olacaktır. Bu da gerçek, etkin ve çözümleyici bir özeleştiri gerektirir. Kongreye bu çerçeveden bakıldığında eşbaşkan adaylarının yaptığı konuşmaların içerik olarak yeterli olduğunu söylemek zordur. Bir diğer eksiklik ise, delegelere ve halka konuşma olanağının sağlanmamış olmasıdır. Oysa kongreler delegelerin ve halkın konuştuğu kürsü olduğu için bir partinin en yüce organıdır denilmiştir.

Başka bir ifadeyle kongreler mitin değildir. Kongre öncesi yazdığım yazının başlığı bu yüzden “HDP Kongresi’nde halk konuşmalı” idi. Özetle söylersek, 11 Şubat tarihi, Kürt halkının bendini yıkan selin ve kasırganın bile deviremediği “meşe ağacı” gibi ayakta olduğunu bir kez daha gösterdi.

14.02.2018 Ömer Ağın – Teletex News24